Nereden geliyorsun böyle telaşlı? diye sordu birisi. Şaşkın bir şekilde cevapladım; "Çocukluğumdan" diye. O da bu cevaba şaşırdı anlaşılan. İki şaşkın ters yönlere gittik. Benim aklımda iki şey vardı; "Görmemiş olabilir mi elma şekerimle, bilyeleri mi?" bir de "Çocukluğu bu kadar uzak mıydı ona şaşkına döndü?" sorularımı denizde sektirdim ve kendimi düşlerimin peşinden sürükledim.
Atlıkarıncaya binmek istiyorum, elimde kâğıt helva arası dondurmamla. Midem bulansa da atlıkarınca yükseldiğinde başım göğe değecekmiş gibi hissedip, yıldızlara asmak istiyorum bakışlarımı. Bir lunapark boyu dinginlik olsun yaşamımda. En büyük kaos halka atmak için yaşansın.
Oyuncaklarımıza silah doğrultup hediyeler kazanmayalım. Nasıl bir travmadır ki bu, çocukluğumuzu, saflığımızı ödüllendirmek için, içimizin en cıvıltılı yerlerinde gizlediğimiz rengârenk balonları vuruyoruz. Peki niçin? Çünkü kendimize korkak olmadığımızı haykırmak istiyoruz, içimizde çocuk kalan yanımıza tüfeği doğrultup teslim alabilirsek çocukluğumuzu, ne mutlu bize, her şey kontrol altında demek. Yok ettiğimiz çocukluğumuzun iç gıdıklayıcı ağıtını bastırmak için coşkulu kahkahalar atmalıyız. Aman dikkat! Yanınızdaki bir inleme sesi duyduğunu söylerse, sakın üzerinize alınmayın ve lunaparkın en eğlenceli yerine gömün çocukluğunuzu. Atlıkarıncayla çarpışan otonun arasında kalsın. Yüzü, dönme dolaba doğru ve daima göğe bakabileceği bir salıncağa sırtını versin.
Bir gün buraya yolun düşerse, dikkat et, çocukluğunun suretini ezip geçme!
Lütfen hepiniz bir çocukluk fotoğrafınızı alın ve bakın şu an size yabancı gelen, o ilk ve en yalın halinize. Sonradan edindiğiniz tüm bilgileri zihninizden silip, üzerinize giydiğiniz mesleğinizin, yaşam koşullarınızın getirdiği belki de iğreti durduğunu kendinize itiraf edemediğiniz, birkaç beden büyük gelen - statü, kariyer, kazanç- gibi maddeye dayalı her şeyi ateşe verin ve küllerinizi savurun dağa taşa, sonra, dağılan külleriniz üzerinizde uçuşurken hatırlayın, o toprak yollarda oynadığınız oyunları, dizlerinizin kanamasını, dost elinin gerçekten uzandığı yılları, çocukluğunuzu.
Birer birer soyduğunuz kabuklarınızdan kurtuldukça fark edeceksiniz hafiflediğinizi, daha ışıltılı olduğunuzu. Hadi, ne duruyorsunuz? Koşun o lunaparka ve çocukluğunuzun suretini alın oradan.
Kirlenen elbiseleriniz olsun sadece hayalleriniz duru kalsın.
Derya SAĞLAM